Salı, Nisan 21, 2009

Assassin's Creed 2


Bundan önceki postlardan birinde bahsetmiştim bu oyundan. Oyunun tarzı ve oynanışından ziyade oyunu bitirdiğinizde farkediyorsunuz ki sizi etkileyen şeylerden biride tarihin içindeki ilerleyişi.

Duyduğum kadarıyla 2. oyunu geliyormuş. Bu sefer Rönesans döneminde Ezio isimli bir italyan asilzadesini yönetecekmişiz. İzlediğim ve bu post'a eklediğim ilk trailer 'dan da anlıyacağınız üzere bol bol da vinci çizimleri ve eserleri görmek mümkün olacak sanırım oyunda. Birde yüzme ve çeşitli yeni silahlar gibi atraksiyonlarda eklenmiş diyorlar. Ha birde 2009 sonunda çıkar diyorlar. İnşallah diyoruz. :)


video

Bu mp3 'te tüm filesharing destekçilerine ve Assassin's Creed severlere gelsin.

Honey and War

Cumartesi, Şubat 28, 2009

Bir efsane : Casio F91W


Bir gün bu saati blog 'a bir post konusu olarak atacağım hiç aklıma gelmezdi. Casio F91W ömrümde yaşadıklarıma benimle birlikte tanıklık etmiş çok değerli bir saattir benim gözümde. Tabii sadece benim gözümde değil aslında 90 'lar da, ortaokul, lise çağlarını geçirmiş erkek çocukları diyeyim, iyi bilir bu saati. O yaşlarda bu saate sahip olmak bir lüks bir ayrıcalık gibi birşeydi. Lükste sayılmaz gerçi, aman aman bir fiyatı yoktu vakti zamanında hala da öyle. Bu saatlerden iki tane tükettim. Tükettimde denemez aslında. Birincisi bana hediye alınmıştı ve yaklaşık 4.5 sene felan kullanmıştım. İkincisini ise 9.5 senedir kullanıyordum. Ta ki kordonunun takıldığı yer kırılana kadar. İnsan gerçekten değerini kaybedince anlıyormuş :). Nice saatler taktım denedim ama bundaki rahatlığı, hafifliği, dayanıklılığı hiç bir saatte bulamadım. Bir kaç gün çevredeki saatçilerde aradım durdum bu saati. Saatin 10 liraya sahtesini satan bir amcaylada baya bir iddialaştık :) o üzerinde tamamen dizaynı herşeyi aynı olan "CASIQ"(!) olan saatin orijinal ve onda ucuz bulabileceğimi iddia ediyordu. Ben ise "CASIQ" yazını görünce gülmekten cevap veremedim. Neyse saati bulamadım. Sonunda internetten buldum orijinalini ve sipariş ettim. ordan da 20 liraya felan geliyordu sanırım. Aslında böyle bir ucuz saatin kopyasını ve daha dayanıksızını 1 liraya alıp sadece 10 lira gibi bir farka satmakta zekice kabul etmek lazım.(yada ben ticaretten gerçekten anlamıyorum). Deyinmek istediğim noktalardan biride şu ki; bu saat diğer ürünler gibi bir tüketici ürünü değil sanki. Sanki bu saat teknolojiyi en ucuz, verimli ve son kullanıcıyı kasmadan en iyisini ve ömürlüsünü vermek adına üretilmiş ender bir ürün. Nice insanının en hareketli olduğu çocukluk dönemlerinden sağlam çıkmayı başarabilmiş bir dijital saat bu. Daha ne olsun. Casio 'nun sitesinde hala collections kısmında var. İnsan bu saatlerden bir tanesiyle çok zorlamadığı takdirde sadece bir kere veya hiç pilini değiştirmeden ömrünü tamamlıyabilir. Hani ömürlük derler ya, işte o lafın kaynağı aslında casio f91w 'dur.

Ayrıca adına facebookta çeşitli gruplar kurulmuş. Başka bir ayrıntı ise saatin Wikipedia 'da teröristlerin tercihi olarak geçmesi :). Hatta ve hatta Usame Bin Ladin 'in bile kolunda bu saatten olduğu facebooktaki bir grupta resimle gösteriliyor :).


Cuma, Şubat 20, 2009

thepiratebay.org Davası


Bizim ülkemizde internet üzerindeki çeşitli kaynaklara, sitelere, şahıs çıkarı uğruna tüm servislere koyulan yasaklar, gerekli diyen zihniyetin varlığıyla sindiriledursun, yakın bir zamanda İsveç' te kapatılmak istenen büyükbaş torrent sitelerinden thepiratebay.org davası görülüyor. Dava görülüyor görülmesinede, dava thepiratebay lehine sonuçlansa da sonuçlanmasa da gerçekten görülmeye değer tepkiler ortaya çıkıyor. Gene içinde bulunduğumuz güzide ülkemizde, değil bir internet sitesinin kapatılması için, öldürülen insanlar için bile gösterilmeyen tepkiler gösteriliyor. Şuana kadar davanın seyri thepiratebay lehine devam ederken, Norveç 'te kırmızılar diye adlandırılan bir parti (almanya' daki yeşiller gibi birşey sanırım) gösterilen tepkiyi web ortamınada taşımış. www.filesharer.org sayfasına adınızı, ülkenizi ve küçük bir resminizi (istenilen şeylerin gerçeğini vermek zorunda değilsiniz.samimiyetiniz size kalmış) ekleyerek gruba katılıp tepki gösterebiliyorsunuz. Bunun facebook veya ona benzer yerlerdeki kurulan gruplardan farkı ne derseniz, gerçekten hakettiği tepkiyi dile getiren bazı insanların en azından arkasında durduğunuzu buralardan belirtmiş olursunuz.


muhabiriniz isveç 'ten bildirdi.

Salı, Şubat 10, 2009

Merhaba gönüllü köleler ( Zeitgeist )


Uzun bir süredir günlük 12 saat olan gönüllü köleliğimden ötürü yazamıyordum. Köleliği bırakınca da blogları okumaktan yazamamaya başladım. Neyse uzun lafın kısası bahsetmek istediğim konu başlıkta da parantez içinde belirttiğim gibi " Zeitgeist " ile ilgili.

Zeitgeist anlam olarak zamanın ruhu demek. Tabii ki buraya bu postu, zamanın ruhu gibi derin bir konu hakkında saçmalamak için atmadım. Benim değineceğim Zeitgeist bir belgesel. Zeitgeist Ek$i sözlükte dallanırken rastgeldiğim bir kelimeydi ki, işin ucunda bunun bir belgesel olduğunu öğrendim. Ek$i sözlüğü bilen bilir. Her konuda iyi fikirlerin yanında, konu iyi bir konu olsa bile eleştirel yazılan şeyler de kesinlikle vardır. Zeitgeist hakkında ki yorumları okurken hakkında 1-2 eleştiri dışında elle tutulur birşey okumadığımda konudan kıllanmıştım açıkçası. Torrentin nimetlerinden faydalanarak indirdim bu belgeseli. Böyle önemli ve güzel bir belgeselinde altyazısı tabii ki divxplanet ekibi tarafından hazır ve nazırdı.


İlk Zeitgeist 2007 yılında yayınlandı ve 3 bölümden oluşuyordu.(kutsal kitabın indirilişini anlatır gibi oldu bu başlangıç ama herneyse).

Bölüm 1 : Anlatılmış en müthiş hikaye

Bu bölümde açıkça söylemem gerekirse hz. isa ve hikayeleri başta olmak üzere müslümanlık harici tüm dinlere ciddi anlamda giydiriyor. Mantıklı deliller öne sürülen bu bölümde, "dinsizliği empoze etmeye çalışıyor", "ateistliği öneriyor" vs. gibi yorumda bulunan arkadaşlar için ise birinci bölümde kendince masum bir açıklaması var zaten objektiflik adına bu belgeselin.
"Tanrı 'nın ne olduğunu bilmiyorum fakat ne olmadığını iyi biliyorum".

Bölüm 2 : Tüm dünya bir sahne

Zaten dikkatinizide görüntülerden çekeceği üzere bu bölümde de anlatılmak istenilen korku politakalarının en önemli konularından biri olan 11 eylül 2001 olaylarının esas amacı gene konuyla alakalı bilirkişiler tarafından anlatılıyor.

Bölüm 3 : Sahnenin arkasındakilere aldırmayın

Amerikan para politikaları, savaşların ekonomilere katkıları(!) ve halkın manipülasyonuyla ilgili bir bölüm ve finalde de birkaç kişinin önemli olabilecek söylevleri,bizim nasıl kandırıldığımız,nasıl modern köleler haline geldiğimiz ile ilgili açıklamalar.

Kısaca bahsedecek olursam belgesel böyle birşeydi. Bir kısmınız din,bir kısmınız 11 eylül olayları, bir kısmınızda para, savaş ve ekonomi kelimelerini duyunca olaydan soğuyup muhtemelen yazıyı sonuna kadar okumadınız bile. O yüzden başlıktaki "Merhaba gönüllü köleler" cümlesi onlar içindi :).

İkinci belgesel olan Zeitgeist Addendum ise 2008 yılında yayınlandı. Bu belgesel ilki gibi bölümlere ayrılmıyor. Olay direk para polikaları, suikastler, ekonomik suikastçiler, söylenen yalanlar ve en sonunda ise buna çözüm öneren bir düşünürün söylevleriyle son buluyor.

Başından beri söylediğim şu gönüllü kölelik, para, iş vb. durumlarla ilgili çevremden ve kendimden gözlemlediğim bir çok mevzuuyu aslında bu belgeselden ziyadesiyle daha iyi anlatan, sevgili Barış Atasoy 'un 2 adet çok güzel yazısı var;

Ne yapacaksın özgürlüğü, al sana kredi kartı vereyim
Biz inek miyiz ?

Şurayı ziyaret eden bir kaç dostum eminim ki bu belgeseli izleyecektir. Onlara sevgi ve saygılarımla.

İndirmek isteyenler için internet adresi : http://www.zeitgeistmovie.com/

Ayrıca bir dipnot : Zeitgeist isimli belgesel yapımcıların bedava olarak download 'a sundukları bir belgesel. E hani anlatılanlara tezat oluşturmasın :).

Perşembe, Temmuz 31, 2008

GTA San Andreas ve Sadizm

Aslında GTA şöyledir böyledir diye ilk tanışmamdan bugüne uzun bir yazı yazmıştım.Ama firefox 3 ünde katkılarıyla kendi mallığım yüzünden kopyaladığım o yazının tamamını kaybettim.Gerçekten sinirini bozuyor insanın. Uzun uzadıya yazmıştım ya sonradan gereksiz bir yazıydı aslında diye şimdi kendimi teselli ediyorum işte.


Gta Vice City ile başlayan maceram uzun bir bekleyişten sonra San Andreas ile devam etti.Serseri olarak geldiğimiz Vice City den, kah çeteleri çökertip üzerine oturarak,kah banka soyarak,kah uzaktan kumandalı RC helikopterlerle koca binalara patlayıcı yerleştirip havaya uçurarak kah ta füzelerle askeri alanlara saldırarak şehrin sahibi olarak ayrılmıştık.Sonradan çeşitli pack ler çıkıp oyunu curcunaya çevirsede hepimiz bunlardan zevk aldık.


GTA: Vice City Kurtlar Vadisi Pack bunların içinde gördüklerimin en ilginciydi :)





Sonra hiç beklemediğimiz yeni özellikleri bana göre özgürlükleriyle GTA:San Andreas geldi.Vice City nin 4 katı büyüklüğünde bir haritaya sahipti.En dikkat çekici 2 özelliği suya düştüğümüzde yılların yüzücüsü edasıyla yüzebilmemiz ve ayda feza da uçarken uçaktan paraşütle atlayıp paraşüt kullanabilmemizdi.Bir çok ufak tefek ayrıntıda gelmişti.Örneğin bir kumarhane ye gidip kumar oynayabiliyorduk gerçeğini aratmıyacak özellikte ve şekilde.Şehir büyük olduğundan şehrin tek sahibinin biz olmamızda tabii gayet uzun sürdü.Bilmiyorum kaç kişinin dikkatini çekti ama benim oyun içerisinde yakaladığım eskiye saygı olarak gördüğüm bir kaç ufak ayrıntı var;Bir görev icabı dağın eteklerinde yaptığımız araba yarışında rakiplerimizden biri Vice City de kontrol ettiğimiz Tommy Vercetti ydi.RC oyuncaklarla uğraşan dostumuz için yaptığımız görevlerle ilgili diyalogları yaşadığımız mağazasının içerisinde ki oyuncaklarda GTA:Vice City nin maketleriydi.Ve son olarak Las Vegas ın kopyası oyundaki haritanın Las Ventures şehrinin striptiz kulübünün afişe güzeli ise Vice City de porno filmini çekmek için ele geçirdiğimiz stüdyodaki güzelimiz(sakın yanlış anlamayın görev icabı:) Vice City deki adıyla Şeker den başkası değil.

Bu gece gene bu oyunda takılırken bu aralar kafayı taktığım helikopter görevinden sonra şehirde kendi çapımda eğlenirken farkettim ki ciddi bir sadist tatminliği yaşatıyor oyun bana.Örneğin sokakta yürüyen sade bir vatandaşa arkadan sinsice yaklaşıp bıçakla gırtlağını kesebiliyorum.Yada ne bileyim plajda güneşlenen amcanın kafasına roket fırlatabiliyorum veya kaldırımda yürüyen güzel giyimli ablayı tırla ezebiliyorum ve ya çatısına çıktığım bir binadan sniper ile vatandaşların orasına burasına mermi sokabiliyorum.Tüm görevler bir yana GTA nın böyle bir etkiside var, inkar edilemez.Tabii ki bazende sade bir vatandaş olarak taksicilik yapıyorum veya oyuna sonradan kendimin dahil ettiği mecidiyeköy dudullu hattının çift katlı iett otobüsüyle servis çekebiliyorum :) GTA nın verdiği bu özgürlüğün tanımını yapmaya kalkacak olursam eğer sanırım bu kadar disiplinli ve normal halinde yaşayan sanal bir şehire bizim gibi bir insan faktörünü sokması derim herhalde.Duydum ki GTA 4 çıkmış.Pc ye çıkacağı günü San Andreas kadar heyecanla beklemesemde içimde birşeyler kıpırdıyor gene :) Ha ben bir oyun bağımlısı değilim bu arada.Sadece saygıdan tüm bu yazdıklarım :)

Üzerine C4 yerleştirdiğim bir ablanın videosunu çektim kendi oyunumdan.Bakmayın bir ilizyonist in yerleştirmiş gibi durduğuna.Aslında o onun üzerine yapıştırdığım bir C4.Ama oyun sağolsun bu tarz şeylere pek önem vermiyor :)Bu arada oyunu oynarken kendi müziklerinden bıkanlara Rob Dougan dan Born YesterDay ve Furious Angel(Radio edit) parçalarını tavsiye edebilirim.

video

Cumartesi, Temmuz 19, 2008

Avatar the Last AirBender

Uzun zamandır anime izlememiştim.Okadar uzun ki ilkokul 5 e giderken ki Pokémonlardan bahsediyorum :) One Pieces i saymassak tabi.İlk 3 bölümünü star tv de izledikten sonra yasaklandığını öğrendim.Bir bölümünde karakterlerden biri puro içiyor diyeymiş :)

Avatar a tavsiye üzerine bulaştım.Daha önce tv de bir bölümünün son 10 saniyesini gördüğümde anında tiksinmiştim çok çocukça gelmişti nedense.(Önyargılar işte.)Avatar 4 elementi(ateş,su,hava,toprak) ırk olarak şekillendirip bu ırkları dengede tutma çabası içindeki bir karakteri anlatıyor.Hikaye hakkında daha fazla bilgi vermiyeceğim.Ama tavsiyem şu ki ilk bölümlerden çocuk çizgi filmi diyip bırakmamanız.Keza ileriki bölümlerde daha bir zevkle izlediğinizde bu önyargınızdan pişman olabilirsiniz benim gibi.

Avatar 3 sezondan oluşuyor.Ve bu 3. sezonda muhtemelen son sezon.Geçen sabah uzun bir aradan sonra tekrar başladı ve 3. sezon 16. bölümünü indirebildim.Sanırım birkaç saat içerisinde 17. bölümüde indireceğim.İngilizce altyazısının anında bulunamamasından kaynaklanan sıkıntıdan dolayı divxplanet in vefalı çeviricileri dinleyerek çeviri yapmaya başlamışlar.Burdan onlara kolaylık diliyorum.


Tüm bölümlerini indirmek isteyenler için :

Season 1-2

Season 3

Pazartesi, Temmuz 14, 2008

Firefox 3 ile bloğumun alıp veremedikleri



Firefox 3 çıktığında ilk hevesle bir güzel kurdum.herşey güzeldi.ta ki bloğumu açana kadar.Eklediğim videolardan kaynaklandığını ve firefox 3 ün de bu konuda çuvalladığını düşündüm ilk başlarda.Ve birazda tembelliğimden bu sorunu çözmek yerine firefox 2 ye zıplayıverdim.Nasıl olsa hallederler o zaman geçerim diye.Geçenlerde canım sıkıldı diye firefox 3 ü tekrar kurup bunun ile uğraşmaya karar verdim.

Sorun şuydu ;
Firefox 3 ile bloğa girdiğinizde scroll ile aşağı yukarı kaydırma yaptığınızda sayfa kendini yeniliyordu yavaş bir şekilde ve sizde bunu işkence gibi izlemek zorunda kalıyordunuz.Yabancı kaynaklı bir forumda bu konuyla ilgili arama yaptım ve elle tutulur bir sonuç bulamadım.Ve bir konu açtım sağolsun biri 2 gün geçmeden konuya birşeyler yazdı.sorunumu çözmesede benim halletmem için küçük bir ipucu vermiş oldu.

Google Blogger ın herşeyi otomatik halleden yeni temasını kullanmadığımdan genel görünümde değişiklik yapacağımda html kodlarını açıp kurcalardım.Yardımcı olan kişinin yazdığı koda ve bende olana baktığımda bazı farklar vardı.

Bende ki kodların eski hali şu şekildeydi :

background: url('http://img427.imageshack.us/img427/4247/3sy40930fo2.jpg') no-repeat fixed bottom ;

deneyipte olumlu sonuç aldığım kodlar ise şu şekilde :

background-image:url('http://img427.imageshack.us/img427/4247/3sy40930fo2.jpg');
background-repeat:no-repeat;
background-attachment:fixed;
background-position:bottom;

herşey bundan sonra düzeldi.Firefox 3 ile de tekrar barışık bir şekilde ilişkimize devam ediyoruz bu prüzleri hallettikten sonra :)